Orta Doğu’da ABD’nin yer almadığı yeni ittifak arayışları gündemde

ABD yönetiminin bölgedeki müttefiklerine yönelik tutumundaki değişiklikler ve İran nükleer dosyasına ilişkin taviz vermeye hazır görüntüsü, Orta Doğu’da Washington’un yer almadığı yeni ittifakların inşasını gündeme getiriyor.

Ukrayna-Rusya savaşı dolayısıyla sergilediği tutumlarla kendisine ortak ve müttefik ülkelere desteğini azaltan Washington yönetimi, bunun yanı sıra Viyana’da devam eden İran nükleer anlaşmasıyla ilgili tavizler vermeye hazırlanıyor.

Bu durum ise İran’ın bölgede giderek artan nüfuzundan muzdarip Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerini endişelendiriyor.

Bölgedeki diplomatik hareketlilik

Öyle ki Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), tümüyle Washington’a sırtını dayamak yerine alternatif yeni ittifaklar oluşturmak amacıyla birkaç haftadır Mısır ve İsrail’le koordineli diplomatik bir süreç yürütüyor.

Bu bağlamda Mısır, 22 Mart’ta Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İsrail Başbakanı Naftali Bennett ve BAE Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid’in bir araya geldiği Şarm eş-Şeyh Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı.

Ürdün de Kızıldeniz kıyısındaki Akabe kentinde 25 Mart’ta, Ürdün Kralı 2. Abdullah, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi ve Abu Dabi Veliaht Prensi Bin Zayid’in katılımıyla dörtlü bir istişare zirvesi organize etti.

Washington’un Ukrayna savaşı sonrasında sergilediği tutumlardan endişe duyan ülkelerden biri olan İsrail ise 27-28 Mart’ta ABD, Mısır, Fas, BAE ve Bahreyn dışişleri bakanlarının katılımıyla Necef Zirvesi’ni düzenledi.

Uzmanlara göre İsrail’in ev sahipliğindeki Necef, Mısır’ın Şarm eş-Şeyh ve Ürdün’ün Akabe kentinde gerçekleşen zirvelerde alınan kararlar ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile paylaşıldı. Ancak ABD’nin Viyana’daki müzakerelerde inadında ısrar eden İran’a karşı verdiği tavizler hayal kırıklığına yol açtı.

Hem Irak hem de Yemen’deki İran destekli silahlı grupların BAE ile Suudi Arabistan topraklarına yönelik oluşturduğu tehditler göz önüne alındığında bu durum bölgenin güvenliğiyle ilgili yeni ittifaklar için Abu Dabi’nin Mısır ve İsrail’le koordinasyon içinde olmasına yol açan en önemli faktör olarak öne çıkıyor.

Nitekim Yemen’deki İran destekli Husiler, 2022 itibarıyla Suudi Arabistan ve BAE’ye yönelik saldırılarında balistik füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) havalimanları ve petrol tesislerini hedef aldı.

İran nükleer anlaşması süreci

Joe Biden başkanlığındaki ABD yönetimi, 2015’te İran ile nükleer anlaşma imzalayan Barack Obama dönemindeki politikaları izleme yolunda ilerliyor.

Eski ABD Başkanı Obama döneminde Tahran ile imzalanan nükleer anlaşma, İran’ın uluslararası yaptırımların etkisinden çıkmasına ve bloke edilmiş paralara ulaşmasına fırsat oldu. Arap ülkelerinin gözünde nükleer anlaşmayla blokesinin kalktığı paralar, İran’ın bölgesel nüfuzunun artması için kullanılıyor.

Sonuç itibarıyla İran’ın bölgede finanse ettiği grupların, hem Washington ile müttefik ülkelerin güven ve menfaatlerini hem de ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarlarını tehdit ettiği düşünülüyor.

Uzmanlar da ABD’nin, bölgedeki müttefiklerini dış tehditlere karşı koruma taahhüdünü yerine getirmemekle Orta Doğu’ya yönelik benimsediği politikaların, İran’ı Washington’la müttefik ülkelerin güven ve çıkarlarını tehdit etme yönünde cesaretlendirdiğini savunuyor.

Bu nedenle Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki ülkelerin yönetimleri, kendilerini Suriye’de Rusya’nın ve İran’ın müdahalelerine karşı yalnız bırakan ABD’nin olmadığı yeni ittifaklar oluşturma yönünde çabalıyor.

ABD’nin Yemen’deki belirsiz tutumu

Yemen’de ise Biden’ın terör listesinden çıkardığı Husiler karşısında ABD net bir tutum belirlemezken İran destekli Husilerin, Suudi Arabistan ve BAE tesislerine yönelik saldırıları devam ediyor.

Yemen’in kuzeyi Körfez ülkelerini hedef alan İran yapımı füzelerin ve İHA’ların fırlatıldığı bir üs haline gelirken bu saldırılar küresel enerji akışını ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer güvenliğini de tehdit ediyor.

Suriye ve Lübnan’ın İran karşısındaki konumu

Bu gelişmeler yaşanırken BAE, Şarm eş-Şeyh Üçlü Zirvesi’nden birkaç gün önce Suriye’de iç savaşın başladığı 2011’den bu yana ilk yurt dışı ziyaretini yapan Beşşar Esed’i karşıladı.

Gözlemciler, bu adımı, İran yörüngesinden kademeli şekilde çekilme umuduyla Suriye rejimini Arap çevresine yeniden dahil etmek için atılan bir BAE girişimi olarak değerlendiriyor.

Öte yandan Kuveyt ve Suudi Arabistan, Lübnan Başbakanı Necib Mikati’nin bazı Körfez ülkeleriyle yaşanan diplomatik krizi aşma arzusuna yönelik açıklamasını memnuniyetle karşıladı. Eski Lübnan Enformasyon Bakanı George Kardahi’nin yaklaşık beş ay önce Yemen savaşıyla ilgili açıklamaları bazı Körfez ülkeleriyle Lübnan arasında gerilime yol açmıştı.

Lübnan ve Suriye bir dereceye kadar doğrudan veya dolaylı olarak İran’ın nüfuzuna tabi durumda. Bu iki ülke de Tahran’ın bölgesel güvenliğe yönelik tehdidini sürdürme seçeneklerini sınırlayacak şekilde Arap çevrelerine dönebilir ve kademeli şekilde İran’ın etkisinden uzaklaşabilir.

Bu hamleler, bazı Arap ülkelerinin, İran’ın nükleer dosyasına ilişkin Tahran ile ortak çalışma grubu anlaşmasının yaklaşmasının, İran’ın gelecekte bölgedeki nüfuzunu artıracağını idrak etmeleriyle eş zamanlı şekilde gelebilir.

Yakınlaşan nükleer anlaşma sonrasındaki muhtemel ittifaklar

İran’ın, bölgedeki diplomatik hareketin öncelikle onunla yüzleşmek için yeni ittifaklar kurmayı amaçladığını anlaması gerekiyor.

Uzmanlar, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın 24 Mart’taki Şam ve Beyrut ziyaretlerinin, Tahran’ın müttefiklerine “nükleer anlaşmanın yakında imzalanmasından sonra onları terk etmeyeceğine dair güvence vermesi” bağlamında geldiğini düşünüyor.

Uzmanlar ayrıca bu hamleleri, İranlı Bakan’ın ifadesiyle “bölgedeki diğer ülkelere olumlu yansımaları olacak” anlaşmanın imzalanmasından sonra Tahran’ın nüfuzunu güçlendirme girişimi olarak görüyor.

İran’ın füze programı veya “terörist” grupları desteklemesi ve finanse etmesiyle ilgili konuları dahil etmeden yeni bir anlaşmaya imza atacağı vaktin yakınlaşması ve ABD’nin bölge dosyalarından uzaklaşmasıyla Orta Doğu, birbiriyle örtüşen hedeflere sahip çok yönlü yeni ittifaklara tanık olacaktır.

Bu ittifakların en kapsamlı konusu, Ukrayna-Rusya savaşının ardından muhtemel ekonomik yansımalarının hafifletilmesine ek olarak nükleer anlaşma sonrasındaki aşamayla mücadele olacak.

Tahran’ın 2015’teki nükleer anlaşmaya tabi olmayı kabul etmesi karşılığında ABD’nin bazı tavizler vermeye devam etmesi durumunda İran’ın İsrail dahil bölgedeki ülkelere yönelik tehditlerinin artması uzak bir ihtimal olarak görünmüyor.

Bölgedeki ittifakları yeniden şekillendiren hamlelere BAE, Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Fas, Bahreyn, Irak ve İsrail öncülük ediyor.