Prof. Dr. Özhasenekler: Çocuklar kalp masajı ve otomatik şok cihazı ile binlerce hayat kurtarabilir


Hastane dışı ani kalp durmalarında ambulans gelene kadar yani ilk 10 dakika içinde hastaya kalp masajı yapılması, hayatta kalma şansını 4 kat, hem kalp masajı hem de otomatik şok cihazının kullanımı ise 8 kat artırıyor. Ani kalp durmalarında beyin ölümü açısından ilk 4 dakika hayati önem taşıyor. Ülkemizde uçak, AVM ve bazı kamu kurumlarında bulunan otomatik şok cihazları çoğu zaman kimsenin yerini dahi bilmediği noktalarda yer alıyor. Türkiye Acil Tıp Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ayhan Özhasenekler, ülkemizde 12 yaş ve üzeri tüm çocuklara temel yaşam desteği eğitimlerinin Milli Eğitim müfredatına dahil edilerek verilmesi ve otomatik şok cihazlarının da okullar, toplu ulaşım araçları gibi kamuya açık alanlarda etkin bir şekilde yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre herhangi bir engeli olmayan 12 yaş ve üzeri çocuklar, yeniden canlandırma ve otomatik şok cihazı eğitimini öğrenip başarıyla uygulayabilir. TÜİK istatistiklerine göre Türkiye nüfusunun yaklaşık 23 milyonunu çocuklar oluşturuyor. Çocuk nüfusun yüzde 28,5’i 10-14 yaş; yüzde 17’si ise 15-17 yaş grubunda yer alıyor. Yine TÜİK’in 2021’de yayınladığı en son “Türkiye’de ölüm nedenleri istatistikleriöne göre ise ilk sırada yüzde 33 ile dolaşım sistemi hastalıkları geliyor ve bunun da yüzde 44’ü, yani yaklaşık yarısını iskemik kalp hastalıkları oluşturuyor. Kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin birçoğu ani kalp durması sonucu meydana geliyor. Hastane dışı ani kalp durması sonucu, dünyada yılda 400 bine yakın insan yaşamını yitiriyor. Türkiye Acil Tıp Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ayhan Özhasenekler, 27-30 Nisan tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilen 19’uncu Acil Tıp Kongresi’nde ülkemizde 12 yaş üstü çocuklara temel yaşam desteği/ yeniden canlandırma eğitimi verilmesinin önemine değindi. Demirören Haber Ajansı’na açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Özhasenekler, “Şahitli ani kalp durmaları dediğimiz hastane dışı gelişen kalp durmalarında, ona şahit olan kişinin ilk 10 dakika içinde müdahalede bulunması, hastanın hayatta kalma şansını 4 kat artırıyor. O nedenle hekim veya sağlıkçı dışı tüm vatandaşlarımızın, özellikle de çocukların temel yaşam desteği/ yeniden canlandırma uygulamalarını öğrenmesi ve uygulaması gerekiyor” dedi

“AMBULANSIN OLAY YERİNE VARMA SÜRESİ ORTALAMA 10 DAKİKA”

Acil sağlık hizmetlerinin olay yerine varış süresinin yaklaşık 10 dakika olduğuna işaret eden ve bu sürenin kritik olduğuna değinen Prof. Dr. Özhasenekler, “Özellikle şahitli ani kalp durmalarında, olaya şahit olan kişinin ilk 10 dakika içinde doğru müdahalede bulunması, hastanın hayatta kalma şansını 4 kat artırıyor. O yüzden hekim veya sağlıkçı dışı tüm vatandaşlarımızın, özellikle de çocukların; temel yaşam desteği eğitimi verilmesi, yeniden canlandırma uygulamalarını öğrenmesi gerekiyor. Maalesef Milli Eğitim müfredatımızda, 9’uncu sınıftan sonra ilk yardım ve iş sağlığı ve güvenliği dersleri var ama bunların pratikte hiçbir karşılığı yok. Bu konuda farkındalık yaratmamız gerekiyor” dedi.

YAŞAMLA BEYİN ÖLÜMÜ ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ: İLK 4 DAKİKAAcil sağlık hizmetlerinin olay yerine gelene kadar, sağlıkçı dışında biri tarafından sürecin yönetilmesine Dünya Sağlık Örgütü tarafından “amatör yeniden canlandırma zamanı” olarak tanımlandığını ve ambulans geçene kadarki sürenin “pencere aralığı” olarak ölümle hayat arasında ince bir çizgi oluşturduğunu kaydeden Prof. Dr. Özhasenekler, “Bu çok önemli, çünkü kalp durduktan sonra herhangi bir müdahale yapılmadığında ilk 4 dakika içinde beyin ölümü gerçekleşmeye başlıyor. Ama tanıklı bir ani kalp durması olayında ilk 4 dakika içerisinde birinin etkin bir temel yaşam desteği uygulaması yaptığını düşünürseniz, o hastanın hayatta kalma şansı 4 kat artabiliyor. Bu büyük bir oran. İlk 4 dakikadan sonra (hayatta kalsa bile) beyin fonksiyonları zarar gören hasta hem kendisi, hem ailesi, hem de sağlık sistemi açısından ağır, kronik bir sürece giriyor maalesef. Artık geriye dönüştürülemez hasarlara yol açıyor beyin oksijensiz kaldığı için. Siz bu hastalarla sonraki süreçlerde ne kadar uğraşsanız da bir başarı elde edemiyorsunuz tedavisinde. İşte tüm bunlar nedeniyle bizim de artık 12 yaşından büyük çocukların hepsine temel yaşam desteği eğitimini öğretmemiz, uygulatmamız gerekiyor” diye konuştu.

“ÇOCUKLARIMIZ HAYAT KURTARAN NEFER OLABİLİRLER”Ülkemizin genç bir nüfusa sahip olduğunu ve bu genç nüfusun çoğunu 18 yaş altı çocukların oluşturduğunu söyleyen Prof. Dr. Özhasenekler şunları söyledi: “Aslında baktığınızda 12 yaş üstü milyonlarca çocuğumuz var. Bu çocuklarımıza iyi bir planlamayla temel yaşam desteği eğitimi verebilirsek, yeniden canlandırma uygulamalarında, özellikle acil sağlık hizmetleri olay yerine gelene kadar birer nefer gibi olacaklar. Birinin annesinin, babasının, çocuğunun hayatını kurtaracaklar belki de. Temel yaşam desteği dediğimiz şey, ilaçsız uygulanan bir yöntem. O yüzden her vatandaş bunun eğitimini alabilir ve uygulayabilir.ö Burada sadece bir cihaz devreye girebiliyor ekstra. Buna da otomatik şok cihazı (AED veya OED) diyoruz. Aslında kalabalık yerlerde bulundurulması gereken, ani kalp durması hastası tanındığında erken bir şekilde hastanın yanına getirilip kullanılması gereken cihazlar bunlar. Kapağını açtığınız anda size komutlar veriyor, hastanın üzerini çıkar, cihaz pedlerini göğsüne yerleştir, hastaya dokunma, ritim analizi yapıyorum vs gibi direktifler veriyor. Bazıları tam otomatik, hastaya kendisi şok veriyor; bazıları da yarı otomatik, şok lambası yandığında vatandaşa ‘Şok düğmesine basın’ talimatı veriyor”

“OTOMATİK ŞOK CİHAZIYLA BERABER HAYATTA KALMA ŞANSI 8 KAT ARTIYOR”Prof. Dr. Özhasenekler, otomatik şok cihazlarının ani kalp durması sırasında kalp masajıyla kombine bir şekilde kullanılmasının, hastanın hayatta kalma şansını 8 kat artırdığını da vurgulayarak, bu cihazların da ülkemizde artık yaygınlaştırılması ve kullanımına teşvik edilmesi gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Özhasenekler, “Şu anda Japonya’da 500 binin üzerinde otomatik şok cihazı ülkede vatandaşın erilebileceği ve kullanabileceği binlerce noktada duruyor. Hatta otomatların altlarına koyarak insanların dikkatini buralara çekiyorlar. Okulların hepsinde bu cihazların bulunması zorunluluk. Japonya diyor ki ’12 yaşın üstündeki çocuklara sadece temel yaşam desteği öğretmek yetmez, hatta otomatik şok cihazını okula koymak da yetmez. Bu çocukların AED’ye ulaşım süresi ve cihaz sayısının yeterliliği de önemli’. Yaptıkları çalışmalarda AED cihazlarının sayısının artırılması ile birlikte ani kalp durması yaşayan birinin hayatta kalma şansının daha yüksek olduğunu ve cihazın olay yerine erken ulaşmasının da bunu etkilediğini ortaya koydular ve buna dayanarak da bu cihazların daha da yaygınlaştırılmasını sağladılar. Bunu bir devlet politikası haline getirdiler” diye konuştu.

“BİZDE BU CİHAZLAR KİLİTLİ DOLAPLARDA TUTULUYOR”

Türkiye’de ise özellikle uçaklarda girişte ya da AVM’ler ile bazı kamu kuruluşlarında bu cihazlardan bulunduğunu ama çoğunun yerinin bile bilinmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Özhasenekler, sözlerini şöyle noktaladı: “Erişimi zor yerlerde tutuluyor genelde. Oysa ihtiyaç halinde çekiçle camın kırılıp acilen çıkartılması gereken bir cihaz. Bunlar GPS ile de takip edilebiliyor yerel sağlık otoriteleri tarafından, cihazların çalınması gibi bir durum da aslında çok kolay değil. Ama biz maalesef genel olarak her türlü gerekli şeyi, ulaşması zor, kilitli bir dolapta tutuyoruz. Japonya’da okulların içine koydukları gibi, okul kapılarına da koymuşlar. Çünkü yoldan geçenlerin ani kalp durması sebebiyle bir müdahale ihtiyacı olabileceği düşünülmüş. Bu cihazların da nasıl kullanılması gerektiğini, ne işe yaradığını çocuklarımızdan başlayarak halkımıza öğretmemiz, göstermemiz gerekiyor. Çocuklara 12 yaşından itibaren hem temel yaşam desteği, hem de şok cihazları konusunda eğitim vererek yılda 400 bin beklenen ölüm oranının yüzde 25’ini azaltmak mümkün. Bu eğitimler zamana yayılarak yapılmalı. Bölgesel pilot uygulamalarla başlanıp, her bölgeden seçilen illere öncelik verilebilir. Ardından da oradan dalga şeklinde tüm bölgeleri kapsayacak şekilde genişletilir. Bunu öğrettiğimiz çocukların akran eğitiminde tekrar yeniden bir eğitici olarak kullanılması da temel yaşam desteğinin yaygınlaşmasına katkı sağlar. Derneğimiz olarak Türkiye’de lise öğrencilerine temel yaşam desteği eğitimi vermek üzere 4 yıllık bir proje yürütüyoruz. ‘İlk yardıma sen koş’ projesi ile 2 yılda 11 ilde 27 bin öğrenciye bu şekilde eğitim verdik. Şu anda 27 bin tane hayat kurtaracak gencimiz var”

– Karabulut

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir